| |
BARIŞ ÇOCUĞU
Oynama tabanca ile sen,
Kötüdür yalancısı da,
Tetiğe dokunursa elin,
Yaralarsın yüreğini kardeşinin,
O küçücük ellerinde,
Çiçek olmalı senin.
Oynama sen sapanla,
Vurabilirsin kuşu.
Düşün bir kez;
Kanat açıp kapayan,
Bir baştan bir başa göklerde,
Kim vardır onun gibi,
Özgürce dolaşan.
Sev onu sen,
Barışı sevdiğin kadar!..
YILMAZ UÇAR
HOCAYLA SÖYLEŞİ
Rıfat Ilgaz’a
3.1.1984 Salı, 13.00
Avcılar’daki evinde –
Kapısından girer girmez,
Rıfat Ilgaz karşıladı beni.
Başımla selâm verip,
Eğildim öptüm elini.
“Geç içeri -dedi- çalışma odama,
İlk önce ama,
Dinleyelim ajans haberlerini…”
Konuştuk memleket üstüne,
Şiir üstüne.
“İlk önce sevmelisin insanları -dedi-
Yüreğinde damıtarak sevgini
Aktarmalısın kağıda.
Şiir -dedi- düşmeli halkın önüne…”
Verdi bana dirençli kalemini!..
YILMAZ UÇAR
KAHVELER
Kahveler dolar taşar,
İşsizlerle gün boyu.
Masalar kurulur,
Pişti, okey ve tavla için.
Oynanır habire günboyu.
Kiminin bir karış havada aklı.
Kimi otlakçı, kimi çıkarcı.
Kimi işsiz, kimi de tombalacı.
Çeşit çeşit insan girip çıkar günboyu.
Ne ev, eve benziyor artık.
Ne iş, işyerine.
Neylersin,
Kahveler mekân oldu nicelerimize!..
YILMAZ UÇAR
BİR SİGARA
Bir sigara,
ekmek kadar değerlidir,
yoksul bir insana.
Fabrikadan çıkar geç zaman,
bir baş soğanı kırar yumruğuyla.
Katık eder,
sofra başında ekmek, tuzu.
Günün yorgunluğunu çıkarır,
uğrar köşedeki kahveye.
İki çift söz etmek için,
dost arar,
kim bulmuş ki!..
Sobanın başına çöker,
cebinde para arar gibi,
araştırır kibritini.
Sigarasını avucunun içinde yakar…
Derken,
gelir fabrika arkadaşları,
bir parti çevirirler;
elli bir!..
Gece yarısı,
yorgun bitkin çıkılır,
dumanlı kahveden.
Yağmur yağar,
damı delik olanlar anlar bunu…
Yoksul adam,
sigarasını avucunun içinde yakar yine.
Saçak altından gider,
ıslanmasın diye ceketi,
sakınır bundan.
Düşünerek yürür;
Ev kirası, üst-baş, yemek,
ya hastalık olursa?
Neyleyeceğini bilemez,
Sosyal Sigortalar’da olmazsa…
Sigarasından derin bir nefes çeker,
atar ardından izmariti bir köşeye,
kendinden de yoksulu düşünerek,
tıklatır gecekondusunun kapısını!..
YILMAZ UÇAR
DOYMADINIZ MI?
Dünya silahlanıyor habire, açlığı görmeden.
Sonucunu bilerek-bilmeyerek giriyor savaşa,
“belki kazanırım” diyerek.
Ne geçecek kimin eline,
Ve ne geçti bunca yıldır.
Birinci, İkinci Dünya Savaşı, alın örnek,
Milyonlarca ölü, yıkık bina, kan, barut.
Milyarlarca dul, yetim, aç çocuk…
Heeey savaş kundakçıları,
Doymadınız mı daha?..
Bütün dünyayı parçalasanız da,
Düşman etseniz de ülkeleri birbirine.
Çocukları babasız bıraksanız da,
Ve alsanız da şu yoksulun ekmeğini elinden,
Bütün kötülükleri yapsanız da,
Nükleer savaş adına.
Ne geçti ki,
Şimdi ne geçecek,
Kötülükten başka elinize,
Sırtınızda varken şu kara gömlek!..
YILMAZ UÇAR
NE YAPMALI
Buzhane gibi odam,
Bir kış gecesi.
Ne yakacak bir çeki odun var,
Ne de bir lokma yiyecek.
Karnım bağırıyor: “doyur, doyur beni.”
Isınmak için bir ölçüde
Açıp okuyorum yeniden
Bir köşeye bırakılmış kitapları…
Oh beynim doyuyor,
Ya karnımı ne yapmalı?..
YILMAZ UÇAR
İNADINA
Erkenden çıkıyorum evden.
Saat belki yedibuçuk,
Sekiz belki.
İnadına, bakmıyorum saatıma.
Bomboş sokaklarında dolaşıyorum mahallemin,
Elimde sigarayla.
Boyuna uzatıyorum yolumu,
Bir bakıyorum ki, istasyondayım.
Tren kayarak geliyor raylardan,
Ve insanlar,
Ve insancıklar,
Bekleşenler köşe başlarında,
duraklarında,
Gelip geçenler yanımdan.
İşi gücü var herkesin,
Benimse hiç.
Kalfasıyım boş gezenin,
Şiir üretiyorum boyuna.
Hiç ummadığım zamanda,
Görmek istediğim halde göremediğim,
Eski sevgilim geçiyor yanımdan.
Şaşırıyoruz ikimizde,
dargınız ya!..
Tırnaklarımı avucuma batırıyorum.
Yakıyorum bir sigara daha!..
YILMAZ UÇAR
YENİ KAVGA
Şu yapraklar var ya,
Hani şu eylül yaprakları.
Dökülüvermesin dallarından,
Ben de dökülürüm…
Ve ardından,
Başlarım,
Eski bir gecenin bitiminde,
Yeni bir kavgaya!..
YILMAZ UÇAR
UMUT
Zindan duvarları gibi,
Kararmasın yüreğin.
Demir pencereden giren güneş,
Işısın betonda.
Sen serin tut içini,
Eli kulağında baharın…
YILMAZ UÇAR
GURBET KUŞLARI
Gurbet kuşları öbek öbek göçerler yine,
Alamanyalara, Hollandalara,
Arap çöllerine, Libyalara,
Yaz kış demeden,
Gurbet kuşları küme küme göçerler yine.
Başlık parası yüzünden ayrılan,
Yarine kavuşamayan mı istersin.
Yoksulluk yüzünden,
Köyünden, yuvasından ayrılan mı?
Sorun onlara,
Anlatsınlar da dinleyin dertlerini.
Yaz gelince dönerler yine.
Köylerine özlem gidermek için,
Dört bir yandan,
Küme küme gelir gurbet kuşları.
Gurbet kuşları öbek öbek göçerler yine.
Alamanyalara, Hollandalara.
Arap çöllerine, Libyalara.
Yaz kış demeden,
Gurbet kuşları küme küme göçerler yine.
YILMAZ UÇAR
|