Öner Yağcı uzunca bir aradan sonra yeni romanını sundu. Kısa sürede yeni basım yapan Kir’de, Anadolu’nun bir kasabasındaki kahramanların Seferberlikten başlayarak Sarıkamış trajedisini, Sibirya’da tutsaklığı yaşayarak Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu’ya dönüş serüvenleri anlatılıyor.
Bu serüvende ülkeyi yönetenlerin yanlışlıklarını, emperyalist paylaşım politikalarının yöredeki yansımalarını, Anadolu insanlarının yoksulluğunu, çaresizliğini, bir avuç aydının Osmanlılıktan kurtulma ve ulusal kimlik arayışlarını ve Anadolu topraklarını yurt haline getirme çabalarını görüyoruz.
Öner Yağcı’ya Kir romanıyla ilgili sorular sordum, o da yanıtladı.

Yılmaz Uçar: Milletin yokluğundan, yoksulluğundan büyük özveri, çalışkanlık, azim, kararlılıkla kazandığımız ülke topraklarının savaşım romanını temiz, akıcı bir Türkçe ile kaleme almışsınız. Kir’i siyasal tarih romanı olarak tanımlayabilir miyiz?
Öner Yağcı: Biz, yaralanmış bir Cumhuriyetin çocuklarıyız. Bozgunlarla başlayıp ülkesinin topraklarının çoğunu yabancı güçlere kaptıran bir toplumun seferberlikle birlikteki çırpınışlarından sonra doğan güneşin çocuğudur Cumhuriyet. Bu Cumhuriyeti sırtlarında taşıyanların neleri nasıl yaşadıklarını öğrenince savunmak görevinin ağırlığını daha bir yoğunlukla duyuyorum içimde. Anadolu’nun dört bir yanında direniş ateşleri yakılmıştı. Emperyalist saldırganlığa her yöreden insanlar dur demek için ellerinden geleni yaptılar. O yıllara bakınca dedelerimizin, ninelerimizin yaşadığı sorunların hiç de bugünkünden farklı olmadığı apaçık görülüyor. İnsan aynı. Bu aynı insanlara bakarak tarihi yorumlamak istedim. Çünkü bugünü anlamak, kendi hikâyemizi öğrenmek, kendimizi tanımak için en iyi öğretmendir tarih. Siyasetle iç içe bir tarih, evet Kir, böyle bir roman.

Yılmaz Uçar: Balkan Savaşı, 93 Savaşı yani 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, Sarıkamış Savaşı… Roman karakteri Mümtaz Bey, İttihat ve Terakki Fırkası önderliğinde yurtsever duygularıyla milleti düşmanlara karşı savaşa örgütleyen; daha sonra da Kuvayı Milliye’ye katılacak ve Mustafa Kemal’in neferi olacak bir komutan… Tarihimizde gönderme yaptığınız böyle bir kimlik, tarihi kişilik, karakter var mı?
Öner Yağcı: Mümtaz Bey diye biri yok tarihte. Ama Mümtaz Bey gibi yüzlerce yurtsever subayın var olduğu, yadsınamaz bir yakın tarih gerçekliğimizdir. Doğrularıyla yanlışlarıyla İttihat Terakki yönetimi de bizim tarihimiz. O dönemde de hem yurtseverler hem işbirlikçiler var. Mümtaz Bey’i, Kurtuluş Savaşı’nda canıyla kanıyla mücadele eden yüzlerce komutandan biri olarak görmek gerekir.

Yılmaz Uçar: Mümtaz Bey “İki bacanağın hırsı yüzünden kolordu Allahüekber’e gömüldü” diyerek Enver-Hafız Paşaların yanlış adımlarını söylüyor. Sarıkamış faciası olmasaydı, savaşın ve tarihin akışı nasıl değişebilirdi size göre?
Öner Yağcı: Tarihi böyle yorumlayamayız. Böyle olmuş ve bugünlere gelmişiz. Alman emperyalizminin müttefiki olarak bulaştığımız bu savaş olmasaydı bile Batı emperyalizmi “Hasta Adam” dediği Osmanlıyı yok edip paylaşmak için politikalarını sürdürecekti. Bu politikaların zorunlu bir sonucuydu Sarıkamış.
Yılmaz Uçar: Namık Kemal ve Tevfik Fikret’in şiirlerinin roman kahramanlarınca okunması (Mustafa Kemal Paşa’nın da şiirlerini ezbere okuduğunu, bağımsızlık ve özgürlük düşüncesini şiirlerle beslediğini biliyoruz.), Vatan yahut Silistre oyunundan Engels’in de söz etmesi okurları onurlandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri, beyinlerde böyle atılıyordu değil mi Öner Bey?
Öner Yağcı: Yüzyıllar süren bir çağdaşlaşma, aydınlanma atılımı gökten zembille inmedi elbette. Adları simge olarak destanlaşan Namık Kemal’lerin, Tevfik Fikret’lerin savaşımlarını yok sayarak bir yakın tarih değerlendirmesi yapılamaz. Bu savaşımın, bu birikimin, bu deneyimin üzerinde biçimlenmiştir Ulusal Kurtuluş Savaşımız.

Yılmaz Uçar: Engels’in Fransız tarihini Balzac’ın romanlarından daha kalıcı öğrendiğini söylemesi gibi, şimdiki zamanın gençleri de, tarihi daha nesnel gerçekçi değerlendirebilmesi için, tarihi romanların çoğalması gerekli ve yararlı sonuçlar doğurur mu sizce?
Öner Yağcı: Tarihe, tarihle ilgili yazılanlara, tarihle ilgili edebiyata ilgi duymak zorundayız. Çünkü tarih dündür ama aynı zamanda bugündür, yarındır. Tarihi öğrenmek, bugün ne olmakta olduğunu ve yarın ne olacağını dün olanlardan öğrenmektir. Tarih dünü, bugünü ve geleceği öğreten, aydınlatan bir öğretmendir. Tarihle ilgili kitaplar, dünün gerçeğinin bir kesitinin insanların durumları aracılığla aktarılmasıdır. Tarihle ilgili kitaplar, dünün gerçeğinin bir kesitinin insanların durumları aracılığla aktarılmasıdır. Tarihle ilgili edebiyatı, mutlak gerçeklik değil, gerçeği araştıranların önünü aydınlatan bir ışık olarak algılamak gerekir.

Yılmaz Uçar: Mustafa Suphi o günlerde, “Türkiye proletaryası zamanında sosyalist bilinç almazsa, emperyalizm Türkiye’yi Sovyet devrimine karşı kullanacaktır. Türk yoldaşların yapması gereken acil görev budur,” diyor. Onun dedikleri doğru çıktı mı Öner Bey?
Öner Yağcı: Bu söylem, o günün koşullarında stratejik olarak doğru değildi. Sorun sosyalizme geçiş değil bağımsızlık sorunuydu çünkü. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başarılması ve Cumhuriyet’e geçişle Mustafa Kemal’in önermelerinin doğru olduğu ortaya çıktı. Ne yazık ki uzun vadede Mustafa Suphi’nin düşünceleri doğrulanmaya başladı. Özellikle Mustafa Kemal’in ölümünden, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan itibaren başlayan Soğuk Savaş döneminde Türkiye yaşadığı karşı devrimle emperyalizmin işbirlikçisi konumuna düşürüldü.

Yılmaz Uçar: Mustafa Kemal Paşa’nın “Gölge etmesinler yeter, bu milleti yine milletin kendi azim ve kararı kurtaracaktır” sözü önemli. “Azim” ve “Karar” şimdiki zaman için de geçerli mi?
Öner Yağcı: Tarihi bugüne aktarmak budur işte. Yorumunuz çok doğru. Benzer koşulları yaşadığımız bugün için de geçerlidir Mustafa Kemal Paşa’nın sözü.

Yılmaz Uçar: Mümtaz Bey, Kir’de “Hep iyiler kaybedip kötüler mi kazanacak yeryüzünde?” diye soruyor ütopik açıdan. Daha realist, nesnel görüşle Siz nasıl yorumlayabilirsiniz şimdiki zamanı?..
Öner Yağcı: Yorumladım romanda. Dünü anlatırken bugünü de anlattım sanıyorum. Okuyanların da böyle algıladığını öğrenince mutlu oluyorum. Bu soru tüm insanlığa yönelik bir sorudur ve yanıtı bulmak için yüzyıllardır savaşıyor insanlık. Ne yazık ki kötülerin daha çok kazandığı doğru. Küreselleşme belasını emperyalist egemenliğin yerküreyi sarması diye düşünürsek, yoksulluğun hâlâ insanlığın başında bela olduğu olduğu gerçeğine bakarsak, insanlar arasındaki eşitsizliğin hâlâ var olduğunu görüyorsak aksi bir görüşe varamayacağımız kesin.
Yılmaz Uçar: Cumhuriyet Kitapları’ndan yeni ve öbür yapıtlarınızın da yayımlanması (örneğin Kardelen’in, Turnalar’ın, Sivas’ı Unutmak’ın yayımlanması ve diğerlerinin de sırayla yayımlanacak olması) için ne diyorsunuz?
Öner Yağcı: Benim okur kitlemle çakıştığı için mutluluk verici olduğunu düşünüyor, kitaplarımın daha çok okuyucuyla buluşacağına inanıyorum.

Yılmaz Uçar: Tezgâhınızda daha neler var Öner Bey? Yeni projelerinizi açıklayabilir misiniz?
Öner Yağcı: Önümüzdeki dönemde, insanımıza aydınlık düşünceleriyle yol gösteren ustalarımızın yaşam ve yapıtlarıyla ilgili Aydınlık Aşkıyla adlı yapıtıma nokta koydum. İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı’na yetişecek. Adını koymadım ama son dönemde yazdığım siyasal yazılarımı bir kitap haline getireceğim. Şiirle ve şairlerimizle ilgili dosyam Şiir Aşkıyla bitmek üzere. Kir’in devamı niteliğinde Köy Enstitülerini ve Kore Savaşı’nı işlemeye çalıştığım Bayram adlı romanımı gelecek yaz bitirmeyi planlıyorum. Başka birçok tasarım daha var elbette. Örneğin Başaran’la ilgili çalışma, siyasi yazılarımın derlemesi…

Yılmaz Uçar: Yanıtlarınız ve edebiyatımıza böyle bir romanı kazandırdığınız için teşekkür ederim.
Öner Yağcı: Ben de teşekkür ederim…
YILMAZ UÇAR
Kıyı Dergisi
Kasım – Aralık 2009
Sayı:211 , Sayfa:20 – 21