Yıkım, Yılmaz Uçar’ın altıncı kitabı… Sone Yayınları tarafından yayımlanan kitapta 15 öyküsü, günlükleri ve bugüne kadar yayımlanan kitapları üzerine yazılan yazılardan seçmeler yer alıyor…
Yılmaz Uçar bizden biri… Çünkü anlattıklarının hiçbirisi bize yabancı değil… Kimi, neyi anlatmış peki Yılmaz Uçar:
Mahalle aralarında ne iş bulursa yapan Aleks Cüneyt’i, özel bir bankanın arşivinde çalışan bir kulağı duymayan 120 kiloluk Cem’i, depreme dayanıklı konutlar yapmak amacıyla yıkılması planlanan mahallesine sahip çıkmak isterken belediyenin merdivenlerinde son nefesini veren Hamdi Ustayı, basın yasasını protesto yürüyüşüne katılan basın emekçilerini, yatalak annesini, eşini ve iki çocuğunu seyyar satıcılık yaparak geçindirmeye çalışan, emeklilik hayalleri bile kuramayan emekçiyi, tezgahtar Serpil’in ilk maaşıyla hasta annesine ilaç almaya giderken kapkaççılar tarafından öldürülmesini, bir meslek örgütünde memur olarak çalışan edebiyat sevdalısının dergi çıkartma ve dergiyle milyonlara ulaşıp onları aydınlatma hayallerinin, derginin kitapçı raflarında kalmasıyla son bulmasını, iki göz gecekonduda gelini ve iki torunuyla yaşayan Hatice ninenin belediye aşevinden aldığı bir kap yemeği torunlarıyla birlikte neşeyle yerken, gelininin temizliğe gittiği evin penceresinden yere çakılmasını, kuran kursu haline getirilen bir apartman dairesinin polislerce basılması ve halkın tepkisini…
Size de tanıdık gelmiyor mu ‘sokakların öykücüsü’ Yılmaz Uçar’ın anlattıkları…
Kaza adlı öyküsünde yanlış park eden bir araca, belediye otobüsünün çarpmasını ve sonrasında yaşananları anlatıyor yazarımız. Şoförün otobüsten inmesini fırsat bilen tinerci çocuklar bilet kutusunu söküp çalmak isterler. Yolcuların müdahalesi sonucu kaçarlar. Çocukların kaçışı sonrası ise şu satırları okursunuz: “Sokak çocuklarıyla polis bile mücadele edemiyordu. Biz ne yapabilirdik ki? Sustalı bıçağın acısını bacağımızda hissetmek istemiyorduk. Sövmekten başka elimizden bir şey gelmiyordu…”
Yazarın gözlemlerini yadsımak mümkün mü?
Yılmaz Uçar günlüklerinde ise yaşamının ilginçliklerini paylaşıyor okurlarıyla…

Yılmaz Uçar kitaplarını yurtdışındaki medya kuruluşlarına da iletiyor… Neden mi? “Bu dünyadan Yılmaz Uçar geçti diyebilmek için…”
Sürekli mücadele içindedir Yılmaz Uçar… Dosyalarını bırakır yayınevlerine, belki yayınlarlar diye… Umut fakirin ekmeği ne de olsa… Bir yandan da matbaacı dostlarıyla görüşüp kitabının basım maliyetini öğrenir. Bilir çünkü eninde sonunda bütün yayınevlerinden ‘hayır’ yanıtını alacağını ve kitabını kendi imkanlarıyla bastırmak zorunda kalacağını…
Sevgili dostum Yılmaz Uçar’a iki kitap poşetiyle, kitap aşkına yağmur altında şemsiyesiz sırılsıklam ıslanarak Tünel’in sokaklarında, kalabalık bir otobüsün içinde, bir kitapevinde yeni çıkan kitapları dergileri incelerken rastlayabilirsiniz…
Edebiyat sevdalısı Yılmaz Uçar ile yeni kitabı Yıkım üzerine söyleştik…
- Sayın Yılmaz Uçar kitaplarınızı tanıtım çalışmalarını siz yapıyorsunuz. Kitabınızı yurtiçinde ulaştırmadığınız medya kuruluşu yok neredeyse… Hakkınızda çeşitli yazılarda çıkıyor. Peki kitabınıza büyük kitapevlerinin raflarında görmek mümkün mü?

Elimden gelen çabayı gösteriyorum. Sağ olsun dostlar gazete, dergi, radyolarda kitaplarımı tanıtıyorlar. Sizin de bildiğiniz gibi kitap, dağıtım aşamasında tıkanıp kalıyor. Dağıtım şirketleri yeni yayınevlerinin kitaplarını dağıtmış olsalar; benimde kitaplarım büyük kitapevlerinde olabilir… Sabah Kitapçısı’nda çalışmış bir yazar olarak söylüyorum ki, dağıtımcılar popüler kitapları dağıtıyor. Satıp, mali geri dönüşü garanti olan kitapları marketlere ulaştırıyor… Ne tür bir kitap yayınlanırsa yayınlansın medyada köşen veya kalemşörlerin yoksa ağzımızla kuş tutsak boşuna. Havanda su dövüyoruz. Dağıtımcılar, kitap dağıtmamak için bahaneler buluyor. Yayınevinin ve yazarın karnesine (!) bakıyor, satış grafiğini inceliyor. İnsanlarımız kitaplarımızı görmüyor ki; sistemde egemen olan, meta olmuş sanatsız, toplum dışı, soğuk, mekanik sanat(!) ürünlerinin tozu dumanı arasında realist, halkçı, aydınlıkçı, ilerici şiirlerimizi, öykülerimizi, romanlarımızı inceleyebilsin. Böylece her şey dirençli, umutlu yazarın bireysel çabasına kalıyor…

– Kitaplarınızı okurlarınıza nasıl ulaştırıyorsunuz?

Tüyap kitap fuarlarında, TYS’nin ilçe belediyeleriyle ortaklaşa düzenlediği kitap şölenlerinde, özel imza günlerinde, internet kitap siteleri veya özel talepler sonucu ulaştırıyorum. Yakın zamanda, Bulgaristan Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi Kültür Sanat Edebiyat programında yeni öykü kitabım ‘Yıkım’ için bir saatlik bir program yapıldı. Bunlar beni sevindiriyor. Radyo, dergi, internet, imza günleri bizi okurlarımızla yakınlaştırıyor… Fakat madalyonun öteki yüzü farklı. Maliyetlerimi çıkaramıyorum. Kızılay hesabına çalışıyorum açıkçası… Kültür Bakanlığı kütüphanelerine, devlet kitaplıklarına; yayınevleri aracılığla talep etse hiç olmazsa giderlerimizi karşılayabiliriz. Bu da bir realist satış grafiği Kadir Bey…

– Genç yazarlar kitaplarını yayımlatırken ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?

Yukarıdan aşağı bütün yayınevleri ödül kazanan yazarların kitaplarını basma aşamasındalar. Havada kapıyorlar. Hele de tanınmış, rahmetli olan yazarlarımızın ödüllerini kazananlar; yayınevlerinden telif ücretlerini çekle alıyorlar doğal olarak. Bizler nal topluyoruz. ‘Ağlamayan çocuğa mama vermezler’ atasözünde de olduğu gibi söylemek zorundayım. Küçük yayınevleri para taleplerini en ince ayrıntısına kadar yazarına yüklüyor. Gözü kara yazar ise, kitabını mutlaka yayımlayacak elbette. Şıkları değerlendiriyor. Matbaa da, kendi yayımı olarak yayımlasa işi daha zor. Yayınevi logosu olmadığından gazetelerin, kitapevlerinin dikkate bile almadıklarını saptadım. Dişimizden tırnağımızdan arttırarak yayımlayabildiğim kitaplarımı paketler halinde odamın bir köşesinde yığılı gördükçe üzülüyorum doğrusu. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde doğsaydım, şimdi kitaplarımın geliriyle rahat yaşardım.Üniversite de görevli olabilirdim. Ülkemiz imkansızlıklarla dolu yukarıdan aşağı. Görünen köy kılavuz istemez.. Çok zor. Edebiyat aşkının, beyin ve yürek işi olduğunu söylüyorum… Mali geri dönüş olsa, kitaplarımın ikinci basımlarını yapmaya hazırım. Sistemin propagandasını yapanlar her zaman kazanır. Muhalif edebiyat yapanlar her zaman ve her ülkede açlık, işsizlik, yoksulluk problemleriyle karşılaşırlar.

– Dişimden tırnağımdan arttırarak kitaplarımı yayımlatıyorum diyorsunuz. Sizi bu zorluklara katlanmaya iten sebepler nedir? Neden bu kadar sıkıntıyı göze alıyorsunuz?
Edebiyat aşkı, sanat tutkusu, edebi bağlamda kalıcılık isteği, halkımıza bilinç, umut, direnç, insani erdemleri sanatsal bağlamda ulaştırma hedefi beni bu zorluklarla mücadele etmemi sağlıyor… Örneğin; Nazım Hikmet devrimci sanatı, bir partinin yapabileceğinin on katını yapmıştır. Sanatın dalları (edebiyat, sinema, müzik, tiyatro, resim vs.) politikadan daha etkili, kalıcı olabiliyor… Bunların sonucu olarak; toplumcu yazarın realist sanat eserleri, halkına güneş olmalı diye düşünüyorum. Her şeyi göze almamın nedeni, gelecekte de kalıcı olmak ereğidir.

– Özellikle kısa öyküler yazıyorsunuz… Öykülerinizin kaynağı da hep yaşam…

Poe, O.Hennry, Çehov, Gorki öyküleriyle birlikte; Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Sait Faik, Bekir Yıldız, Adnan Özyalçıner, Osman Şahin, Cemil Kavukçu vs. gibi değerli yazarlarımız gibi öykülerimin alanı yaşam. Yaşam, akan bir deli ırmak… Benim öykülerim kıyıya vuran deli ırmak selintileri… Trajik insan öyküleri. Orhan Kemal tarzı realist öyküler. Gözlem, yaşam, anı, deneysel birikim ürünleri. Her insan bir öyküdür aslında; dram, trajik yaşam kesitleridir. Toplumcu gerçekçi, halkçı, ilerici şairin, yazarın yazması gerektiği temalar.Gözü toplumda, kulağı halkta olan realist yazarlar olarak yazı kaynağımız adaletsiz(!) yaşam… Bu kaynakları işliyorum…

KADİR İNCESU

Berfin Bahar Dergisi
Mayıs 2009, Yıl:15,Sayı:135, Sayfa: 69-70.