www.yilmazucar.com

özgeçmiş

orta

YILMAZ UÇAR: Öykü, Günce Yazarı ve Şair.

20 Ekim 1965 İstanbul doğumlu. Bakırköy Ticaret Lisesi mezunu. Bankalar ve özel kuruluşlarda muhasebecilik yaptı. Kitabevinde ve sigorta şirketinde çalıştı. Emekli oldu. [Devamını Oku...]

YIKIM

Ne zaman dış mahallelere giden bir otobüse binsem, içerisi ter kokar. Yağmurlu havalarda bu koku daha da artar. O yolculara kızamam, aksine bağışlayıcı bahaneler ararım; yoksuldur, evinde sular akmıyordur, aksa da aygaz tüpü alacak parası kalmamıştır, gibi. İşte Yılmaz Uçar’ın “Yıkım” adlı yapıtının ilk öyküsü olan “Aleks”in baş kişisi Aleks böyle biri idi. Asıl adı Cüneyd, Fenerbahçe’li futbolcu Aleks’e çok özendiği için herkes ona öyle diyor. Sık sık uzamış sakallarını kaşır, evden eve taşınanların eşyalarını taşımaya yardım eder bahşiş alır, geçinir giderdi. [Devamını Oku...]

YILMAZ UÇAR: “HER İNSAN BİR ÖYKÜDÜR.”

Yıkım, Yılmaz Uçar’ın altıncı kitabı… Sone Yayınları tarafından yayımlanan kitapta 15 öyküsü, günlükleri ve bugüne kadar yayımlanan kitapları üzerine yazılan yazılardan seçmeler yer alıyor…
Yılmaz Uçar bizden biri… Çünkü anlattıklarının hiçbirisi bize yabancı değil… Kimi, neyi anlatmış peki Yılmaz Uçar: [Devamını Oku...]

YILMAZ UÇAR’IN YENİ ÖYKÜLERİ, GÜNCELERİ: ‘YIKIM’

Yazar, Yılmaz Uçar yazın alanında üretkenliğini sürdürüyor. Yıkım adlı yapıtı yeni öykülerini ve 2004-2007 tarihleri arasında tuttuğu güncelerini kapsıyor. Önceki öykü yapıtları: İstanbul Düşü, Ağlayan Bebek, Artçı Sarsıntılar, Kanadı Kırık ve şiirlerini topladığı Umut (1999). Artçı Sarsıntılar’daki günceleri 1994-2001 tarihlerini kapsıyordu. [Devamını Oku...]

YIKIM

YIKIM

Burnunun ucundaki ince çerçeveli gözlüğünü düzeltti Hamdi Usta. Pos bıyıklarını sarartmış sigarasını, kül tablasında ezdi. Gözlerine kaçan duman, gazeteyi okumasını engelledi bir an. Yeşil gözlerini açtı, kapadı. İnce parmakları, saçsız başını kaşıdı. Altmış yaşında, uzun boylu, zayıftı. Çelik gibi yumrukları vardı. Demirci ustalığından emekliydi. Televizyonun sesi açık olduğundan duyamayan kahveciye baktı. Parmağını kaşık gibi karıştırarak, dudaklarını kıpırdatarak çay istedi. Kahveci Remzi anlamadı. [Devamını Oku...]

CUMHURİYET BAYRAMI

CUMHURİYET BAYRAMI

Her apartmanda vardı son yıllarda. Ya kara çarşaflı, ya kara sakallı insanlar. Nasıl da çoğalmışlardı… Kara çarşafının içinde, zayıf olduğu anlaşılan ince yüzlü kadın Ayşe’ydi. Otuzunda var yoktu. Eşi Veli, işsizdi ama güçlü kuvvetli. Üç ay çalışsa, altı ay boş geziyordu. Şimdi de öyle… İki yılda bir dünyaya getirdikleri dört çocuğuyla kirada oturuyorlardı apartman katında. Gecekonduluktular aslında… İki kız, iki erkek dört canavarla başa çıkamıyorlardı. Komşularından uyarı alsalar da, bana mısın demediler. [Devamını Oku...]

TİLKİ

TİLKİ

“Tilki tilki saatin kaç?” oyunu oynardı çocukluğunda. Sıfatını o zaman aldı. Otuzbeş yaşında, sarı saçları dağınık, sarı yüzlü, zayıf… Kısa boylu, babası gibi… Yetmişbeş yaşındaki Halil Dayı kara kuru, sıska mı sıska, tazı gibi. Dudaklarından sigarası eksik olmaz. Enerjisini sigaradan alıyor sanki. Dinç, hızlı mı hızlı. Allah vergisi!.. Tilki, gerçekten tilki adam mı? Haftalığı yüz milyonluk işinden bir kalemde çıkan, kadın çanta imalat ustası. Gönlü bol… [Devamını Oku...]

SAKAR DEĞİL

SAKAR DEĞİL

Bankayla, fırının köşesine yerleştirmişti çakmak arabasını. Ayakta dikiliyordu… Otobüste ayakta giderken görmüştüm. Kır saçlı, kırmızı yüzlü çakmakçı dikkatimi çekmişti. Ne demek “Sakar Çakmakçı?” Yani çakmağın gazını doldurup, taşını değiştirip yayını yerleştirirken tornavidanın ucundaki yay fırlayıp minibüs durağındaki kadının dekoltesinden içeri girip… [Devamını Oku...]

İLAÇ

İLAÇ

Serpil, giyim mağazasında çalışan tezgâhtar bir kızdı. Vitrini düzenlemiş, yeni elbiseleri sergilemişti. Işıl ışıldı vitrin… 58. Bulvar Caddesi, gelip geçenlerle bu saatte daha yoğundu. Mesaisi bitmişti Serpil’in. Yorgunluk omuzlarına, ince beline, ayaklarına dek süzülüyordu. Öbür esnaflar da kepenklerini indiriyor, güz gecesine hazırlanıyordu cadde. Lokantalar açıktı. Karnı da bir acıkmıştı ki… Şöyle limonlu bir ezogelin çorbası, tereyağlı kıymalı yumurtalı bir pide, yanında köpüklü ayran. Üstüne de sigarasını yakınca; şeker hastası olan patronu bile, karnını doyuramazdı ona göre… Yürüyordu. Yürüdükçe düşünüyordu. Askerdeki ağabeyi yine para istemişti. Ya kalp hastası annesine ilacını nasıl almalıydı?… [Devamını Oku...]

BALIKÇI

BALIKÇI

“Tazye balık, tazye balık. Palamutlar iki buçuk“ Adnan sesini yükselterek bağırıyor, bir türlü kısık sesini istediği gibi çıkaramıyordu. Öksürdü bir iki kez. Taze balık satıyordu. Orta boyluydu. Kırk yaşındaydı. Siyah saçları dağınıktı. Gözleri enerjisini yitirmişti ayakları gibi. Kumkapı’dan sabahları aldığı balıkları semtinde el arabasıyla, kışın çinekop, istavrit, hamsi, palamut satıyordu. Yaz mevsiminde ise sebze, meyve… [Devamını Oku...]

AĞLAYAN BEBEK

AĞLAYAN BEBEK

AĞLAYAN BEBEK Fatma, tezgâhını bankanın önüne koydu. Poşetinden çıkardığı mentollü, mentolsüz kağıt mendilleri, küçük büyük jetonları, telefon kartlarını tezgâhın içine dizdi. Mini tabure üstündeki, karton tezgâhı dengeledi. Bankaya girip çıkanların, lokantaya sipariş veren, yemek yiyenlerin görüp alabileceği yöne bakıyordu. Mavi kabanının fermuarını boğazına dek çekmiş, basma entarisi yeşil çizmelerini perdelemişti. Ağzından dumanlar çıkara çıkara bağırarak, kağıt mendil satıyordu. [Devamını Oku...]

AsLicaSohbet